Tavla mı Satranç mı ?
Satrançtaki en önemli taşın Şah olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki, işi gücü kaçmak olan bu karaktersiz taşın ne diye bu kadar değerli olduğunu hiç düşündünüz mü? Cevabı bulmak için önce oyunun mantığını kavramak gerekiyor. Bildiğiniz gibi bardaklar 2 ana kısımdan meydana gelir: Dolu taraf ve boş taraf. Ve satrancın mantığı, bardağın hangi kısmına baktığımıza göre değişir. Zira satrancın doğuşu buna harikulade bir örnektir. Çünkü bir tarafta Ordu olmadan sen bir hiçsin demek amacıyla satrancı yaratıp kralına hediye eden Hintli rahip, öbür taraftaysa bu ince göndermeyi Ben olmadan ordu bir hiçtir olarak algılayıp oyunu çok seven Hint kralı sözkonusudur. Oynadığımız her satrancın, aslında bu rahip ve kral arasındaki çok eski restleşmenin bir canlandırması olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla satrancın mantığı, rahip ya da kral olmanıza bağlıdır. Satranç ikilemler oyunudur ve kendi paradokslarını yaratır. Zaten 2 kişi arasında oynanan bir oyun olması da tesadüf değildir. Bir taraf saldırırken öteki taraf savunur ancak tüm yollar tekrar savunmaya çıkar. Çünkü saldıranın esas amacı, karşı tarafın Şah'ını kıstırıp orduyu dağıtmak, yani olası saldırıları önlemek, yani kendi Şah'ı için en iyi savunmayı yapmaktır. Bu yüzden satrançta kazanmak yoktur. Sadece eşeğini kaybeden onu geri bulmuştur. Bu özelliğiyle bir savaş oyunu olan satranç, tarihin tüm savaşlarını içinde barındıran bir felsefe gibidir.
Tavla ise satranca tepki olarak doğmuştur. Satrancın tüm düşünsel inceliklerine karşın ben tavlayı daha gerçekçi, daha hayattan buluyorum. Sebebi ise yine tavlanın doğuşunda gizli. Her şey, bir başka Hint kralının nispet olsun diye Fars imparatoruna satrancı göndermesiyle başlar. Satranç henüz evrensel olmamıştır ve kimse nasıl oynandığını bilmez. Satrancın içinde bir de not vardır: Kim daha bilge, kim daha düşünür, kim daha zekiyse o kazanır. İşte hayat böyledir.. Fars imparatoru, alim olan vezirinden bu oyunu çözmesini ister. Haftalarca uğraşan vezir nihayet oyunu çözer ve bunu imparatoruna anlatır. İmparator oyunu beğenir beğenmesine, ancak bir eksiklik gözüne çarpar. Vezirinden bu eksiği de kapatan, satrançtan daha üstün bir oyun yaratmasını emreder. Zavallı vezir yine haftalarca uğraşarak zaman kavramından esinlendiği tavlayı kurgular. Senenin birliği olarak tavla 1 tanedir. Karşılıklı 6'şar hane ise 12 ayı temsil eder. Günleri simgeleyen pullar 30 tanedir ve toplamdaki 24 hane günün saatlerine karşılık gelir. Başka hesaplamalarla daha küçük zaman birimlerine kadar inilir. İmparator bu oyunu Hint kralına yollar. İçindeki not ise şöyledir: Haklısın. Kim daha bilge, kim daha düşünür, kim daha zekiyse o kazanır. Tabi eğer şans yüzüne gülerse! İşte asıl hayat böyledir..


No comments:
Post a Comment